BAŞARILI BİR GİRİŞİMCİLİK HİKÂYESİ – KURU KAHVECİ MEHMET EFENDİ VE MAHDUMLARI

Hepimizin çocukluğunda taze kahve kokusunun,  naftalin ve çamaşır suyu karışımı kokusuna karıştığı misafir odalarında, büyüklerin yanında sıkılarak oturduğu günleri olmuştur… İşte o günlerden, binbir çeşit desenli kahve fincanlarında gelen o kahveden bize de ikram edilse diye çaresizce bekleyişlerimizi, ve mutfağımızın bir köşesinde bugün bile bulunan bu markayı hatırlıyoruz değil mi?

İşte tam 136 yıldan beri evlerimize misafir olan bir markanın ve girişimcisi Mehmet Efendinin kısa bir hikayesini anlatacağız bu bölümde… Yani yine siyah beyaz hatıralara gidiyoruz hep beraber.

Kurukahveci Mehmet Efendi, 1871 yılında babasından devraldığı, baharat ve çiğ kahve dükkanında başladı müteşebbislik macerasına…

Biliyorsunuz ki, 19. Yüzyıla kadar, halk, kahveyi çiğ alır, kavurur ve el değirmenlerinde öğütürdü kavrulmuş kahveyi. Yani bütün bu prosesler evlerde yapılırdı. Hatta, hala büyüklerimizin eski evlerinin bir köşesinde belki bu el değirmenlerinden bulabiliriz.

Mehmet Efendi, 1857 yılında İstanbul Fatih’te doğdu. Süleymaniye Medresesi’nde eğitim gördükten sonra babasının dükkânında çalışmaya başladı. 1871 yılında işin başına geçen Mehmet Efendi, başarılı bir girişim ve yenilikte bulunarak, çiğ kahveyi kavurup dibeklerde öğüterek müşterilerine hazır olarak satmaya başladı. Böylece İstanbul Tahmis Sokak’ta taze kavrulmuş, mis gibi kahvenin kokusu da çevreye yayıldı. Kahveyi öğüterek ilk kez hazır olarak kahveseverlere sunan Mehmet Efendi, bu yenilik ve müşterilerine sağladığı kolaylıkla kısa sürede tanınarak “Kurukahveci Mehmet Efendi” diye anılmaya başlandı.

1931 yılında vefat eden Mehmet Efendi’nin ardından oğulları Hasan Selahattin, Hulusi ve Ahmet Rıza Beyler, işlerini daha da geliştirmeyi hedeflediler.

Aile, 1934 yılında “Kurukahveci” soyadını aldı. Mehmet Efendi’nin vefatından sonra ailenin en büyüğü Hasan Selahattin (1897-1944) yurtdışının önemini kavrayarak uluslararası etkinliklere katılmaya karar verdi. Böylece Türk Kahvesini yurtiçine olduğu kadar yurtdışına da pazarlayarak tanıtmaya başladı.

Hulusi Bey (1904-1934) dönemin gelişen teknolojisini göz ardı etmeyerek toplu üretimi gerçekleştirdi. Ayrıca; İstanbul Tahmis sokaktaki dükkânın yerine, dönemin ünlü mimarı Zühtü Başar’a günümüzde de kullanılmakta olan “art deco” tarzında bir bina inşa ettirdi. Yine bu dönemde kahve, parşömenli kâğıt paketlere konularak şehir içindeki bakkallara otomobil ile dağıtılmaya başlandı. Böylece Türkiye’de bir ilk daha gerçekleştirilmişti. İstiklal Caddesi’nde de bir şube açıldı.

 

Genç yaşta hayata veda eden Hulusi Bey’in ardından yönetimi, yurtdışında eğitim görmüş olan en küçük kardeş Ahmet Rıza Kurukahveci devraldı. Ahmet Bey’in dünyadaki gelişmeleri yakından takip ediyor olması, onu reklama ve firmayı çağdaşlaştırma yönünde adımlar atmaya yöneltti. İlerici bir yaklaşımla kuruluşun bir kurum kimliğine olan gereksinimini fark eder ve 1933’te Türkiye’nin önde gelen tasarımcısı İhap Hulusi Görey’e bir logo hazırlaması için başvurur.

Görey’in tasarladığı logo ve diğer tanıtım elemanları bu küçük kuruluşu bir markaya dönüştürme konusunda önemli bir adım olur. Bu tasarımda, tipografinin imgeyle bütünleşmesi, kurum ismini de okutarak görsel/sözel bir sentaks yaratırken, logoyu dönemin öncü çalışmalarından biri haline getirmiştir.

Ayrıca o yıllarda büyük yenilik olarak tanımlanan afiş ve takvim çalışmaları ile firmanın reklamları yaygınlaştırıldı. Özel arabalarla yurtiçinde kahve dağıtımı da bu dönemde başladı. Galatasaray Sahne Sokakta bir şube açıldı.

Genç yaşta hayata veda eden Hulusi Bey’in ardından yönetimi, yurtdışında eğitim görmüş olan en küçük kardeş Ahmet Rıza Kurukahveci devraldı. Ahmet Bey’in dünyadaki gelişmeleri yakından takip ediyor olması, onu reklama ve firmayı çağdaşlaştırma yönünde adımlar atmaya yöneltti. 1933 yılında, dönemin usta grafikeri İhap Hulusi Bey’e bir amblem çizdirtti. Bu amblem günümüzde de kullanılmaktadır. Ayrıca o yıllarda büyük yenilik olarak tanımlanan afiş ve takvim çalışmaları ile firmanın reklamları yaygınlaştırıldı. Özel arabalarla yurtiçinde kahve dağıtımı da bu dönemde başladı. Galatasaray Sahne Sokakta bir şube açıldı.

Bugün Kurukahveci’nin yönetiminde olan Mehmet Efendi’nin torunları; Ahmet Rıza Kurukahveci’nin vefatından sonra yönetimi devraldılar. Mehmet Efendi’nin kahve öğüttüğü dibekleri bir asır sonra geliştirdiler ve ortaya yeni kahve makineleri çıktı. 1871 yılında Tahmis sokakta faaliyete başlayan işletme, bugün tüm dünyaya hizmet veriyor.

İşte bu tarih yolculuğumuzda bize eşlik eden bu girişimcilik hikayesinden de anlaşılacağı üzere, önce içinde bulunduğumuz toplumumuz ve ülkemizin beğenisini kazanacak, ardından da dünyaya yayıldığında talep toplayabilecek, o anki bir ihtiyaca cevap veren bir işlem, bir ürün, bir hizmet, girişimciliğin marş dinamosudur. Kontak açılacak ki, sağlıklı bir şekilde yol almaya başlayabilsin içinde bulunduğumuz girişimimiz…

Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır derler ya, işte tam 4. Kırk Yılında Kuru Kahveci Mehmet Efendi markası… Biz de ülkemizin bu yerli ve köklü girişimine başarılı kırk yıllar diliyoruz…

Please follow and like us:
RSS
Follow by Email
Facebook
Facebook
Google+
Google+
http://pazarlar-girisimler-firsatlar.com/?p=1712
YouTube
YouTube
Pinterest
LinkedIn
Instagram
BAŞARILI BİR GİRİŞİMCİLİK HİKÂYESİ – KURU KAHVECİ MEHMET EFENDİ VE MAHDUMLARI

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

RSS
Follow by Email
Facebook
Facebook
Google+
Google+
http://pazarlar-girisimler-firsatlar.com
YouTube
YouTube
Pinterest
LinkedIn
Instagram